Mirasın Reddi Halinde Sağ Kalan Eş, Altsoy ve İkinci Zümre Mirasçılarının Hukuki Durumu
- Av. Celal Ferit DEMİRKIRAN

- 21 May
- 7 dakikada okunur

Mirasın reddi, mirasçının terekeye bağlı hak ve borçları üstlenmeme iradesini ortaya koyduğu, sonuçları itibarıyla yalnızca reddeden mirasçıyı değil, mirasçılık sırasındaki diğer kişileri ve tereke alacaklılarını da etkileyen önemli bir miras hukuku kurumudur. Bu nedenle mirasın reddi halinde yapılacak değerlendirme, yalnızca “reddeden mirasçı mirasçı olmaktan çıkar” şeklindeki genel bir kabulle sınırlı tutulamaz. Özellikle mirasbırakanın sağ kalan eşi ve altsoyunun bulunduğu olaylarda; çocukların tamamının mirası reddetmesi, sağ kalan eşin mirası reddedip reddetmemesi, ikinci zümre mirasçılarının hukuki konumu ve sonra gelen mirasçılar yararına ret ihtimali ayrı ayrı ele alınmalıdır.
Türk Medeni Kanunu’nun mirasın reddine ilişkin hükümleri, farklı ihtimaller bakımından birbirinden ayrılan sonuçlar öngörmektedir. Bu kapsamda TMK m. 611, m. 612, m. 613 ve m. 614 hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira yasal mirasçılardan yalnızca birinin mirası reddetmesi ile en yakın yasal mirasçıların tamamının mirası reddetmesi aynı hukuki sonucu doğurmadığı gibi, sağ kalan eşle birlikte mirasçı olan altsoyun tamamının mirası reddetmesi de özel bir düzenlemeye bağlanmıştır.
Mirasın Reddinin Genel Hukuki Sonucu
Mirasın reddinin temel sonucu, reddeden mirasçının mirasbırakanın ölümü anında sağ değilmiş gibi kabul edilmesidir. TMK m. 611 uyarınca yasal mirasçılardan biri mirası reddederse, onun payı miras açıldığı anda kendisi sağ değilmiş gibi hak sahiplerine geçer. Bu yönüyle mirasın reddi, mirasçılık sıfatını geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırır. Reddeden mirasçı, kural olarak terekeye bağlı borçlardan sorumlu olmaz; onun payı, kanuni mirasçılık düzeni içinde kimlere intikal edecekse onlara yönelir.
Bu genel kural, özellikle mirasçılardan yalnızca birinin veya birkaçının mirası reddettiği hallerde önem taşır. Örneğin mirasbırakanın birden fazla çocuğu bulunmakta ve çocuklardan yalnızca biri mirası reddetmekteyse, reddeden çocuk mirasbırakandan önce ölmüş gibi değerlendirilir. Bu durumda reddeden çocuğun altsoyu varsa, onun payı halefiyet yoluyla kendi altsoyuna; altsoyu yoksa aynı zümredeki diğer mirasçılara geçer.
Ancak bu genel kuralın her ihtimale doğrudan uygulanması doğru değildir. Çünkü kanun koyucu, altsoyun tamamının mirası reddetmesi ile en yakın yasal mirasçıların tamamının mirası reddetmesi hallerini ayrıca düzenlemiş; bu ihtimaller bakımından farklı sonuçlar öngörmüştür.
Altsoyun Tamamının Mirası Reddetmesi ve Sağ Kalan Eşin Durumu
Mirasbırakanın sağ kalan eşiyle birlikte mirasçı olan altsoyunun tamamının mirası reddetmesi halinde TMK m. 613 uygulanır. Bu hükme göre altsoyun tamamı mirası reddederse, onların payı sağ kalan eşe geçer. Başka bir ifadeyle mirasbırakanın çocuklarının tamamı mirası reddetmiş; ancak sağ kalan eş mirası reddetmemişse, miras doğrudan torunlara, mirasbırakanın anne-babasına, kardeşlerine veya kardeş çocuklarına geçmez. Bu durumda mirasın tamamı sağ kalan eşte toplanır.
Bu sonuç, TMK m. 611’de düzenlenen genel kuralın önemli bir istisnasıdır. Zira normal şartlarda reddeden mirasçının payı, mirasbırakandan önce ölmüş gibi hak sahiplerine geçerken; altsoyun tamamının mirası reddetmesi ve sağ kalan eşin mirası reddetmemesi halinde kanun, reddedilen payların sağ kalan eşe geçmesini öngörmüştür. Bu nedenle çocukların tamamının mirası reddettiği bir olayda, sağ kalan eş mirası reddetmediği sürece ikinci zümre mirasçılarının devreye girdiğinden söz edilemez.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, reddeden çocukların kendi altsoylarının bulunup bulunmamasının sonucu değiştirmemesidir. Altsoyun tamamı mirası reddettiğinde ve sağ kalan eş mirası reddetmediğinde, reddeden çocukların çocukları yani mirasbırakanın torunları mirasçı sıfatını kazanmaz. Kanun bu ihtimalde mirası, altsoyun altsoyuna değil, doğrudan sağ kalan eşe yönlendirmiştir.
Bu nedenle uygulamada sıkça karşılaşılan “çocuklar mirası reddederse miras torunlara veya kardeşlere geçer” şeklindeki genel kabul, sağ kalan eşin mirası reddetmediği ihtimal bakımından isabetli değildir. Altsoyun tamamının reddi ile birlikte sağ kalan eş mirası kabul etmiş veya reddetmemişse, mirasın tamamı sağ kalan eşe ait olur.
Eş ve Altsoyun Birlikte Mirası Reddetmesi Halinde İkinci Zümrenin Konumu
Sağ kalan eşin de altsoy ile birlikte mirası reddetmesi halinde ise hukuki sonuç değişir. Bu durumda artık yalnızca “altsoyun tamamının reddi” değil, “en yakın yasal mirasçıların tamamının reddi” söz konusudur. TMK m. 612’ye göre en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddedilen miras, sulh hukuk mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir.
Bu nedenle mirasbırakanın eşi ve çocuklarının tamamı mirası reddetmişse, miras doğrudan ikinci zümreye geçmez. Başka bir ifadeyle miras, kendiliğinden mirasbırakanın anne-babasına, kardeşlerine veya kardeş çocuklarına intikal etmez. Tereke öncelikle sulh hukuk mahkemesi eliyle iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Tasfiye sonunda borçlar ödendikten sonra bir değer kalırsa, bu değerler mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir.
Bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü sağ kalan eş ve altsoyun tamamının mirası reddetmesi halinde ikinci zümre mirasçıları, terekeyi borçlarıyla birlikte doğrudan devralmaz. Bu kişiler bakımından doğrudan mirasçılık değil, tasfiye sonunda kalabilecek artık değer üzerinde hak sahipliği gündeme gelir. Bu nedenle mirasbırakanın kardeşleri, yalnızca eş ve çocukların mirası reddetmiş olması nedeniyle tereke borçlarından sorumlu tutulamaz.
Yargıtay uygulaması da bu doğrultudadır. En yakın yasal mirasçıların tamamının mirası reddettiği hallerde, mirasın sonra gelen mirasçılara doğrudan geçmeyeceği; terekenin iflas hükümlerine göre tasfiye edileceği; sonra gelen mirasçıların ancak kanunda öngörülen özel usul işletilmişse mirası kabul edebileceği kabul edilmektedir. Bu nedenle miras kendisine geçmemiş olan ikinci zümre mirasçısının ayrıca mirası reddetmesi de kural olarak sonuç doğurmaz.
Bu çerçevede mirasbırakanın kardeşlerinin, sağ kalan eş ve altsoy henüz mirası reddetmeden mirası reddetmeleri mümkün değildir. Çünkü mirası reddetme hakkı, ancak mirasçılık sıfatına sahip olan veya ret nedeniyle miras kendisine geçen kişiye aittir. Sağ kalan eş ve altsoy varken kardeşler mirasçılık sırasına girmediğinden, henüz kendilerine intikal etmeyen bir mirası reddetmelerinden söz edilemez.
Sonra Gelen Mirasçılar Yararına Ret
TMK m. 614, en yakın mirasçıların tamamının mirası reddetmesi halinde sonra gelen mirasçılar bakımından özel bir imkan tanımaktadır. Buna göre mirasçılar, mirası reddederken kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler. Bu durumda ret, sulh hâkimi tarafından sonra gelen mirasçılara bildirilir; bu kişiler bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar.
Bu düzenleme, TMK m. 612’deki iflas hükümlerine göre tasfiye kuralına sınırlı bir istisna getirmektedir. En yakın mirasçıların tamamı mirası reddetmiş ve sonra gelen mirasçılar yararına ret yolu işletilmişse, ikinci zümre mirasçılarına mirası kabul edip etmeyecekleri sorulabilir. Ancak böyle bir talep ve bildirim süreci bulunmadığı sürece miras kendiliğinden ikinci zümreye geçmez.
Bu nedenle sağ kalan eş ve altsoy birlikte mirası reddederken, sonra gelen mirasçılara mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını istemişlerse, ikinci zümre mirasçıları bakımından ayrı bir bildirim ve kabul süreci gündeme gelir. Buna karşılık bu mekanizma işletilmemişse, tereke TMK m. 612 uyarınca tasfiye edilir.
Mirasçılık Belgesinde Reddin Gösterilmesi
Mirasın reddi, mirasçılık belgesi düzenlenirken de dikkatle ele alınmalıdır. Mirasçılık belgesi yalnızca mirasbırakan ile mirasçılar arasındaki soybağını gösteren bir belge değildir; aynı zamanda terekenin intikalinde uygulamaya yön veren işlevsel bir belgedir. Bu nedenle mirası reddeden mirasçılar varsa, mirasçılık belgesinde yalnızca ret olgusuna işaret edilmesi yeterli görülmemelidir.
Mirası reddeden mirasçının mirasçılık sıfatını kaybettiği, reddedilen payın hangi hukuki gerekçeyle kime yöneldiği ve somut olayda TMK m. 611, m. 612 veya m. 613 hükümlerinden hangisinin uygulanacağı açıkça değerlendirilmelidir. Özellikle çocukların tamamının mirası reddettiği, ancak sağ kalan eşin mirası reddetmediği olaylarda, mirasçılık belgesinde mirasın tamamının sağ kalan eşe ait olduğu gösterilmelidir. Buna karşılık sağ kalan eş ve altsoyun tamamının birlikte mirası reddettiği olaylarda, mirasın ikinci zümreye doğrudan geçtiği kabul edilmemeli; terekenin TMK m. 612 kapsamında tasfiyeye tabi olduğu dikkate alınmalıdır.
Bu yaklaşım, mirasçılık belgesinin ileride terekenin paylaşımı, tapu işlemleri, banka işlemleri ve tereke borçlarından sorumluluk bakımından doğurabileceği sonuçlar nedeniyle önemlidir. Ret olgusunun eksik veya hatalı değerlendirilmesi, mirasçı olmayan kişilerin borçlardan sorumlu tutulmasına ya da miras paylarının yanlış kişilere yöneltilmesine neden olabilir.
Sonuç
Mirasın reddi halinde sağ kalan eş, altsoy ve ikinci zümre mirasçılarının hukuki durumu, ret beyanında bulunan kişilerin kim olduğuna göre değişmektedir. Mirasbırakanın çocuklarından yalnızca biri veya birkaçı mirası reddederse TMK m. 611 uygulanır ve reddeden mirasçı mirasbırakandan önce ölmüş gibi değerlendirilir. Buna karşılık sağ kalan eş mirası reddetmemişken altsoyun tamamı mirası reddederse TMK m. 613 devreye girer ve mirasın tamamı sağ kalan eşe geçer.
Sağ kalan eş ve altsoyun tamamının birlikte mirası reddetmesi halinde ise TMK m. 612 uygulanır. Bu durumda miras ikinci zümreye doğrudan intikal etmez; tereke sulh hukuk mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Mirasbırakanın kardeşleri, kardeş çocukları veya üstsoyu, bu ret nedeniyle kendiliğinden tereke borçlarından sorumlu hale gelmez. Aynı şekilde miras kendilerine geçmediği sürece, bu kişilerin ayrıca mirası reddetmeleri de kural olarak gerekmez.
Bunun istisnası, TMK m. 614 kapsamında sonra gelen mirasçılar yararına ret mekanizmasının işletilmesidir. En yakın mirasçılar, mirası reddederken sonra gelen mirasçılara mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını istemişlerse, sulh hâkimi tarafından bu kişilere bildirim yapılır ve bir aylık kabul süreci gündeme gelir. Bu mekanizma işletilmediği sürece, ikinci zümre mirasçıları bakımından doğrudan mirasçılık değil, ancak tasfiye sonunda kalabilecek artık değer üzerinde hak sahipliği söz konusu olabilir.
Bu nedenle uygulamada özellikle “çocuklar mirası reddettiyse miras kardeşlere geçer” veya “eş ve çocuklar reddettiyse kardeşlerin de ayrıca reddi miras yapması gerekir” şeklindeki genellemeler hatalı sonuçlara yol açabilir. Her somut olayda, sağ kalan eşin mirası reddedip reddetmediği, altsoyun tamamının mı yoksa bir kısmının mı reddettiği, en yakın yasal mirasçıların tamamının ret beyanında bulunup bulunmadığı ve TMK m. 614 kapsamında sonra gelen mirasçılar yararına bir talepte bulunulup bulunulmadığı ayrı ayrı incelenmelidir. Ancak bu şekilde hem mirasçılık belgesi doğru düzenlenebilir hem de ikinci zümre mirasçılarının borç sorumluluğu bakımından hatalı uygulamaların önüne geçilebilir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/3350, K. 2013/11506, T. 10.09.2013
"TMK'nun 611/1 maddesine göre 'Yasal mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı, miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi, hak sahiplerine geçer.' ... [Mirası reddedenler] mirası reddetmekle, mirasın açıldığı andan geçerli olacak şekilde mirasçılık sıfatını kaybetmiş, onların payı miras bırakanın vefatında kendileri hayatta değilmiş gibi, miras açıldığı andan geçerli olacak şekilde kendi alt soylarına intikal etmiştir. Bu bakımdan davacılar 'yasal mirasçılık' sıfatını almış ve mirasa hak sahibi olmuştur."
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2016/7022, K. 2017/132, T. 11.01.2017
"TMK.nın 613 maddesinde 'Altsoyun tamamının mirası reddetmesi halinde, bunların payı sağ kalan eşe geçer' hükmü yer almaktadır. Somut olayda murisin altsoyu davacılar, mirası reddettiklerine göre bunların payı torunlarına değil sağ kalan eşe geçeceğinden, bu gerekçe ile kararın onanmasına karar vermek gerekirken yanılgılı gerekçe ile onanması doğru görülmemiş..."
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/1223, K. 2011/1228, T. 03.03.2011
"TMK'nın 612. maddesi 'En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, Sulh Mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir...' hükmünü düzenlemiştir. ... Mirasın en yakın yasal mirasçılar tarafından reddedildiği dikkate alındığında mirasın reddeden mirasçıların altsoyuna geçmeyeceği terekenin Sulh hakimi tarafından tasfiyeye tabi tutulacağı kuşkusuzdur."
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2014/22191, K. 2014/20926, T. 17.11.2014
"En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, Sulh Mahkemesi'nce iflas hükümlerine göre tasfiye edilir (TMK. 612/1. madde). ... Mirasçılar, mirası reddederken kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler. Bu taktirde ret, Sulh Hakimi tarafından, sonra gelen mirasçılara bildirilir, bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar. ... En yakın yasal mirasçıların reddi, kendilerinden sonra gelen mirasçılar yararına olmadıkça ve bunlar Yasa'nın 614. maddesinde gösterilen usul çerçevesinde mirası açıkça kabul etmedikçe miras, sonra gelen mirasçılara geçmez."
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2012/26185, K. 2013/19555, T. 09.07.2013
"Mirasbırakanın en yakın yasal mirasçılarının tamamı tarafından mirasın reddedilmiş olmasıyla, miras bunlara [anne ve babaya] geçmemiş, kendiliğinden tasfiyeye tabi hale gelmiştir. Miras kendilerine geçmemiş olanların ise mirası reddetmeleri söz konusu olamaz. Bu hak, mirasın daha önce mirasçı olmayanlara geçmesi halinde doğar."
UYARI
Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Celal Ferit DEMİRKIRAN’a aittir. İçerikler, hak sahipliğinin geçerliliği için elektronik imzalı zaman damgası ile kaydedilmiştir. Sitemizdeki yazıların, izinsiz olarak başka platformlarda kopyalanması veya özetlenerek yayınlanması halinde yasal ve cezai işlemler uygulanacaktır.
