Mirasın Hükmen Reddi ve Borca Batık Tereke Halinde Mirasçıların Sorumluluğu
- Av. Celal Ferit DEMİRKIRAN

- 25 May
- 8 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 29 May

Miras hukukunda mirasbırakanın ölümüyle birlikte miras, kanun gereği mirasçılara bir bütün halinde geçer. Külli halefiyet ilkesi olarak ifade edilen bu sonuç, yalnızca mirasbırakanın malvarlığı değerlerinin değil, borçlarının da mirasçılara intikal etmesi anlamına gelir. Bu nedenle mirasçı, mirasbırakanın ölümüyle birlikte terekeye dahil taşınır ve taşınmaz mallar, alacaklar ve diğer malvarlığı hakları yanında, tereke borçlarıyla da karşı karşıya kalabilir.
Ancak kanun koyucu, mirasçıların borca batık bir tereke sebebiyle ağır ve öngörülemeyen bir sorumluluk altına girmesini engellemek amacıyla mirasın reddi kurumunu düzenlemiştir. Türk Medeni Kanunu’nda mirasın reddi iki farklı görünüm altında karşımıza çıkar. Bunlardan ilki mirasçının açık irade beyanına dayanan gerçek ret, diğeri ise mirasbırakanın ölümü tarihinde ödemeden aczinin açıkça belli veya resmen tespit edilmiş olması halinde kendiliğinden sonuç doğuran hükmen rettir.
Mirasın hükmen reddi, özellikle üç aylık gerçek ret süresinin geçirilmiş olduğu hallerde uygulamada büyük önem taşır. Zira mirasbırakanın ölümü tarihinde terekenin borca batık olması halinde, mirasçı süresinde ret beyanında bulunmamış olsa dahi, belirli şartlar altında tereke borçlarından şahsi malvarlığıyla sorumlu tutulmaktan kurtulabilir. Bu nedenle hükmen ret, yalnızca teorik bir miras hukuku kurumu değil, icra takipleri, alacak davaları, kamu borçları ve tereke tasfiyesi bakımından doğrudan pratik sonuçlar doğuran önemli bir hukuki korumadır.
Gerçek Ret ile Hükmen Ret Arasındaki Temel Ayrım
Mirasın gerçek reddi, mirasçının mirası kabul etmek istemediğini yetkili sulh hukuk mahkemesine bildirmesiyle gerçekleşir. Gerçek ret, mirasçının tek taraflı, kayıtsız ve şartsız irade beyanına dayanır. Bu beyanın kural olarak üç aylık hak düşürücü süre içinde yapılması gerekir. Yasal mirasçılar bakımından bu süre, mirasbırakanın ölümünün öğrenilmesiyle; atanmış mirasçılar bakımından ise mirasçılığın kendilerine resmen bildirilmesiyle işlemeye başlar.
Hükmen ret ise gerçek retten farklı olarak mirasçının açık bir ret beyanına dayanmaz. TMK m. 605/2 uyarınca mirasbırakanın ölümü tarihinde ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse, miras reddedilmiş sayılır. Burada kanun, mirasçının açık iradesini aramamakta; borca batık tereke karşısında mirasçı lehine bir hukuki sonuç kabul etmektedir. Bu nedenle hükmen ret, gerçek rette olduğu gibi üç aylık hak düşürücü süreye bağlı değildir.
Bu ayrım uygulamada son derece önemlidir. Mirasçı, ölümden sonra süresi içinde sulh hukuk mahkemesine başvurarak mirası reddetmemiş olabilir. Fakat bu durum, her halde mirasbırakanın borçlarından sorumlu olacağı anlamına gelmez. Eğer mirasbırakanın ölümü tarihinde terekenin pasifi aktifinden fazlaysa ve mirasçı terekeyi kabul anlamına gelebilecek davranışlarda bulunmamışsa, hükmen redde dayanması mümkündür.
Hükmen Reddin Şartları
Mirasın hükmen reddinden söz edilebilmesi için temel şart, mirasbırakanın ölüm tarihinde ödemeden aciz durumda bulunmasıdır. Uygulamada bu durum çoğunlukla terekenin borca batık olması şeklinde değerlendirilir. Başka bir ifadeyle mirasbırakanın ölümü anındaki borçları, terekeye dahil malvarlığı değerlerinden fazlaysa, terekenin borca batık olduğu kabul edilir.
Burada esas alınacak tarih, dava tarihi veya icra takibinin başlatıldığı tarih değil, mirasbırakanın ölüm tarihidir. Mirasbırakanın ölümünden sonra faiz, gecikme zammı, ekonomik dalgalanma veya başka sebeplerle borç miktarının artması tek başına hükmen ret sonucunu doğurmaz. Aynı şekilde ölümden sonra malvarlığı değerlerinde meydana gelen değişiklikler de hükmen ret değerlendirmesinin merkezinde yer almaz. İncelenmesi gereken husus, mirasbırakan öldüğü anda terekenin aktif ve pasif dengesidir.
Kanun, ödemeden aczin iki şekilde ortaya çıkabileceğini kabul etmiştir. İlk ihtimal, ödemeden aczin açıkça belli olmasıdır. Bu halde mirasbırakanın mali durumunun çevresi tarafından bilinmesi, borçlarını ödeyemediğinin genel olarak anlaşılması veya ekonomik durumunun objektif olarak borçlarını karşılamaya elverişli olmaması söz konusu olabilir. İkinci ihtimal ise ödemeden aczin resmen tespit edilmiş olmasıdır. Aciz vesikası, iflas kararı, sonuçsuz kalan haciz işlemleri, resmi kurum kayıtları veya borca batıklığı ortaya koyan benzeri resmi belgeler bu kapsamda değerlendirilebilir.
Bununla birlikte yalnızca mirasbırakanın borçlarının bulunması hükmen ret için yeterli değildir. Mirasbırakanın taşınmazları, araçları, banka hesapları, şirket ortaklıkları, alacakları, menkul değerleri ve diğer ekonomik varlıkları da araştırılmalıdır. Aynı şekilde icra dosyaları, banka borçları, vergi ve SGK borçları, kredi borçları, kefalet ilişkileri ve sair pasif unsurlar da ölüm tarihi itibarıyla tespit edilmelidir. Hükmen ret, ancak aktif ve pasif tereke birlikte değerlendirildiğinde borca batıklığın ortaya konulması halinde uygulanabilir.
Hükmen Redde Dayanma Yolları
Hükmen ret, kanuni şartların varlığı halinde kendiliğinden sonuç doğuran bir kurum olmakla birlikte, uygulamada çoğu zaman mahkeme veya icra takibi sürecinde ileri sürülür. Mirasçı, terekenin borca batık olduğunu bağımsız bir tespit davasıyla ileri sürebileceği gibi, kendisine karşı açılan bir alacak davasında savunma olarak da hükmen redde dayanabilir. Aynı şekilde mirasçı hakkında mirasbırakanın borcu nedeniyle icra takibi başlatılmışsa, bu takip sürecinde veya devamında açılacak davalarda hükmen red iddiası gündeme getirilebilir.
Bağımsız olarak açılacak davada amaç, mirasbırakanın ölüm tarihinde terekenin borca batık olduğunun ve bu nedenle mirasın hükmen reddedilmiş sayıldığının tespitidir. Bu dava, mirasçının tereke borçlarından şahsi malvarlığıyla sorumlu tutulamayacağını ortaya koymaya yöneliktir. Bu nedenle davanın, tereke alacaklılarına karşı yöneltilmesi gerekir. Çünkü hükmen ret sonucundan doğrudan etkilenecek kişiler, mirasbırakandan alacaklı olduğunu ileri süren kişilerdir.
Hükmen reddin bağımsız dava olarak ileri sürülmesi ile mevcut bir davada savunma olarak ileri sürülmesi birbirinden ayrılmalıdır. Mirasçı, aleyhine açılmış bir alacak davasında terekenin borca batık olduğunu ileri sürüyorsa, bu savunma o davada değerlendirilmelidir. Ancak bu husus, mirasçı tarafından ileri sürülmesi gereken bir savunma niteliğindedir. Bu nedenle uygulamada, mirasçının hükmen red iddiasını açık ve somut biçimde ileri sürmesi, terekenin borca batıklığına ilişkin delillerini dosyaya sunması büyük önem taşır.
Bağımsız hükmen ret davasında görevli mahkeme bakımından ise, davanın niteliği dikkate alınmalıdır. Hükmen reddin tespiti, malvarlığına ilişkin bir tespit davası niteliği taşıdığından, uygulamada görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu kabul edilmektedir. Buna karşılık gerçek ret bakımından sulh hukuk mahkemesi görevli olup, bu da gerçek ret ile hükmen ret arasındaki önemli usuli farklardan biridir.
Terekeye Karışma ve Mirası Kabul Anlamına Gelen Davranışlar
Hükmen ret, mirasçının korunmasını amaçlayan bir kurum olmakla birlikte, mirasçıya sınırsız bir imkan tanımaz. Mirasçı, mirası açıkça kabul etmişse veya davranışlarıyla terekeyi benimsediğini göstermişse, artık hükmen redde dayanması mümkün olmayabilir. Bu noktada TMK m. 610’da düzenlenen ret hakkının düşmesi halleri önem kazanır.
Mirasçının tereke mallarını kendi malvarlığına katması, murise ait banka hesabındaki parayı çekip kullanması, terekeye ait araç veya taşınmaz üzerinde malik gibi tasarrufta bulunması, tereke mallarını satması, tereke alacaklarını kendi adına tahsil etmesi, tereke borçlarını mirası sahiplenme iradesini gösterir şekilde ödemesi veya olağan yönetim sınırını aşan işlemler yapması mirası kabul anlamına gelebilir. Bu tür davranışlar, mirasçının hükmen redde dayanmasını engelleyebilir.
Buna karşılık, mirasbırakanın ölümünden sonra yapılan her işlem mirası kabul anlamına gelmez. Cenaze ve defin işlemlerinin yürütülmesi, tereke mallarının korunması, evin kapatılması, malların bozulmasını önlemeye yönelik zorunlu tedbirlerin alınması, aboneliklerin kapatılması veya terekenin değer kaybetmemesi için olağan koruma önlemlerinin alınması kural olarak mirası kabul şeklinde değerlendirilmemelidir. Burada belirleyici olan, yapılan işlemin terekeyi sahiplenme ve mirasçı sıfatıyla malvarlığına katma iradesi gösterip göstermediğidir.
Dolayısıyla hükmen ret değerlendirmesinde yalnızca terekenin borca batık olup olmadığı değil, mirasçının ölümden sonraki davranışları da incelenmelidir. Mirasçı terekeye hiç karışmamış veya yalnızca zorunlu koruma işlemleri yapmışsa hükmen ret imkanından yararlanabilir. Ancak terekeyi fiilen benimseyen ve mirasçı gibi tasarrufta bulunan kişinin, sonradan terekenin borca batık olduğunu ileri sürmesi her zaman korunmayabilir.
İspat Yükü ve Mahkemece Yapılacak Araştırma
Hükmen redde dayanan mirasçı, mirasbırakanın ölüm tarihinde terekenin borca batık olduğunu ispatlamakla yükümlüdür. Bu nedenle soyut şekilde “muris borçluydu” denilmesi yeterli değildir. Terekenin pasiflerinin aktiflerinden fazla olduğu somut delillerle ortaya konulmalıdır.
Bu kapsamda mahkemece tapu kayıtları, araç kayıtları, banka hesapları, SGK kayıtları, vergi dairesi kayıtları, icra dosyaları, belediye kayıtları, ticaret sicili kayıtları, şirket ortaklıkları, murisin alacakları ve diğer malvarlığı unsurları araştırılmalıdır. Pasif tereke bakımından ise icra takipleri, banka ve kredi borçları, kamu borçları, kefaletler, mahkeme kararları, senet ve sözleşme kaynaklı borçlar incelenmelidir.
Borca batıklık değerlendirmesinde gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılması da gündeme gelebilir. Özellikle terekeye dahil taşınmazların, araçların, şirket hisselerinin veya ticari işletme değerlerinin bulunduğu hallerde ölüm tarihindeki değerlerin belirlenmesi gerekir. Çünkü hükmen red bakımından önemli olan, bugünkü değer değil, mirasbırakanın ölüm anındaki aktif-pasif dengesidir.
Mahkemece yapılacak araştırmanın eksik bırakılması, hükmen ret değerlendirmesini hatalı hale getirebilir. Zira terekenin borca batık olduğu sonucuna ulaşılabilmesi için hem aktiflerin hem de pasiflerin kapsamlı biçimde belirlenmesi gerekir. Sadece borçların veya sadece malvarlığı kayıtlarının incelenmesi sağlıklı bir sonuca ulaşmak için yeterli değildir.
Kamu Borçları ve İcra Takipleri Bakımından Hükmen Ret
Mirasbırakanın borçları yalnızca özel hukuk ilişkilerinden kaynaklanmayabilir. Vergi borçları, SGK prim borçları, idari para cezaları veya kamu kurumlarının alacakları da mirasçılar hakkında takip konusu yapılabilir. Hükmen ret bakımından alacağın kamu alacağı veya özel hukuk alacağı olmasından ziyade, borcun mirasbırakana ait olup olmadığı ve mirasçının bu borçtan tereke sebebiyle sorumlu tutulup tutulamayacağı önemlidir.
Bu nedenle şartları varsa mirasçı, kamu kurumları tarafından başlatılan takiplerde de hükmen redde dayanabilir. Ancak burada da aynı esaslar geçerlidir. Mirasbırakanın ölüm tarihinde terekenin borca batık olduğu ortaya konulmalı, mirasçının terekeyi kabul anlamına gelen davranışlarda bulunmadığı gösterilmeli ve hükmen ret savunması usulüne uygun şekilde ileri sürülmelidir.
İcra takiplerinde hükmen red iddiası özellikle önemlidir. Mirasçı, mirasbırakanın borcu nedeniyle hakkında takip başlatıldığında, yalnızca mirasçı olduğu gerekçesiyle borcu üstlenmek zorunda değildir. Tereke ölüm tarihinde borca batıksa, mirasçı takipte buna ilişkin itirazlarını ve gerektiğinde menfi tespit veya hükmen reddin tespiti davası seçeneklerini değerlendirmelidir. Ancak bu süreçte usuli süreler, takip yolları ve ispat araçları dikkatle belirlenmelidir.
Hükmen Reddin Sonuçları
Mirasın hükmen reddedilmiş sayılması halinde, mirasçının mirasçılık sıfatı geçmişe etkili olarak ortadan kalkar. Bunun sonucu olarak mirasçı, kural olarak mirasbırakanın borçlarından şahsi malvarlığıyla sorumlu tutulamaz. Hükmen ret, borca batık terekenin mirasçıya yüklenmesini engeller.
Hükmen reddin kabulü halinde terekenin tasfiyesi de gündeme gelir. En yakın yasal mirasçıların tamamı bakımından mirasın reddedilmiş sayılması halinde, tereke iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Bu tasfiye sürecinde tereke borçları, tereke malvarlığı üzerinden karşılanır. Mirasçının şahsi malvarlığı, kural olarak tereke borçlarının teminatı haline gelmez. ( Bkz: Mirasın Reddi Halinde Sağ Kalan Eş, Altsoy ve İkinci Zümre Mirasçılarının Hukuki Durumu )
Bununla birlikte mirasçı, hükmen red şartları oluşmuş olmasına rağmen mirası açıkça kabul edebilir veya mirası kabul anlamına gelen davranışlarda bulunabilir. Bu durumda hükmen ret etkisiz hale gelebilir ve miras kayıtsız şartsız kabul edilmiş sayılabilir. Bu nedenle borca batık tereke ihtimali bulunan hallerde mirasçıların, murisin ölümünden sonra terekeye ilişkin işlem yaparken dikkatli davranmaları gerekir.
Sonuç
Mirasın hükmen reddi, borca batık tereke karşısında mirasçıları koruyan, uygulamada son derece önemli bir hukuki kurumdur. Mirasbırakanın ölümü tarihinde ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse, mirasçılar ayrıca bir ret beyanında bulunmamış olsalar dahi miras reddedilmiş sayılır. Bu nedenle hükmen ret, gerçek retten farklı olarak üç aylık hak düşürücü süreye tabi değildir.
Ancak hükmen ret, kendiliğinden sonuç doğuran bir koruma sağlasa da, uygulamada çoğu zaman dava veya savunma yoluyla ileri sürülür. Mirasçı, terekenin borca batık olduğunu bağımsız bir tespit davasıyla ileri sürebileceği gibi, aleyhine açılan alacak davasında veya icra takibinde savunma olarak da bu hukuki imkana dayanabilir. Bu noktada mirasçının hükmen red iddiasını açıkça ileri sürmesi ve ölüm tarihindeki borca batıklığı somut delillerle ispatlaması gerekir.
Hükmen ret bakımından en önemli ölçüt, mirasbırakanın ölüm tarihindeki aktif ve pasif tereke dengesidir. Dava tarihi veya takip tarihi değil, ölüm anındaki ekonomik durum esas alınır. Bu nedenle terekeye dahil malvarlığı değerleri ile borçlar birlikte araştırılmalı; borca batıklık kapsamlı ve somut bir inceleme sonucunda belirlenmelidir.
Son olarak, hükmen red imkanının korunabilmesi için mirasçının terekeye sahiplenme anlamına gelen davranışlardan kaçınması gerekir. Tereke mallarını kullanmak, satmak, kendi malvarlığına katmak veya olağan yönetim sınırlarını aşan işlemler yapmak mirası kabul anlamına gelebilir. Buna karşılık cenaze, koruma ve zorunlu muhafaza işlemleri tek başına mirası kabul olarak değerlendirilmemelidir. Bu nedenle borçlu bir mirasbırakanın ölümü halinde mirasçılar bakımından en sağlıklı yol, terekeye ilişkin işlem yapmadan önce terekenin aktif ve pasif durumunu araştırmak ve gerekiyorsa hükmen red yolunu usulüne uygun biçimde ileri sürmektir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 19.03.2012 Tarihli, E. 2010/15838 - K. 2012/5220 sayılı kararı
"Türk Medeni Kanununun 605. maddesinin 2. fıkrasında 'ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.' hükmüne yer verilmiştir. Bu hüküm çerçevesinde, mirasın hükmen reddi bir süreye tabi olmayıp, mirasçılar, alacaklılara karşı açacakları tespit davası ile terekenin borca batık olduğunun tespitini her zaman isteyebilecekleri gibi, mirasçılara karşı açılacak davada defi olarak da her zaman terekenin borca batık olduğu ileri sürülebilecektir."
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 24.10.2022 Tarihli, E. 2021/6169 - K. 2022/6141 sayılı kararı
"Türk Medeni Kanunu’nun 605/2 maddesi hükmü gereğince mirasın hükmen reddine (terekenin borca batık olduğunun tespitine) ilişkin talepler, süreye tabi olmayıp mirasçıların iyiniyetli ya da kötüniyetli olmalarının bir önemi bulunmamaktadır. Murisin ödemeden aczi ölüm tarihine göre belirlenir. Ölüm tarihi itibariyle, murisin tüm malvarlığı terekenin aktifini, tüm borçları ise terekenin pasifini oluşturur. Terekenin pasifinin aktifinden fazla olması terekenin ödemeden aczini ve dolayısıyla da terekenin borca batık olduğunu gösterir."
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 05.10.2015 Tarihli, E. 2015/2544 - K. 2015/8480 sayılı kararı
"Mirasın hükmen reddine dair istemler süreye tabi olmayıp... Terekenin pasifinin aktifinden fazla olması; terekenin ödemeden aczi ve dolayısıyla da terekenin borca batık olduğunu gösterir (TMK m. 605/2). ... Mahkemece, muris ... vefat tarihi itibariyle terekenin aktifi ve pasifi belirlenmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verildiği görülmüştür. O halde mahkemece, murisin son ikametgahı ve nüfusa kayıtlı olduğu adresler dikkate alınarak vergi dairesi ve tapu müdürlükleri, bankalar ve ilçe emniyet müdürlükleri aracılığıyla murisin malvarlığının araştırılması ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir."
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 16.10.2023 Tarihli, E. 2023/4285 - K. 2023/4761 sayılı kararı
"Hükmen ret davası hukuki niteliği itibarı ile bir menfi tespit ve borçtan kurtulma davasıdır. ... Mirasçılar Türk Medeni Kanununun 610. maddesinde yazılı aykırılık da bulunmadıkça yani zımnen mirası kabul etmiş duruma düşmüş olmadıkça, her zaman murisin ödemeden aczinin tespitini isteyebilir."
UYARI
Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Celal Ferit DEMİRKIRAN’a aittir. İçerikler, hak sahipliğinin geçerliliği için elektronik imzalı zaman damgası ile kaydedilmiştir. Sitemizdeki yazıların, izinsiz olarak başka platformlarda kopyalanması veya özetlenerek yayınlanması halinde yasal ve cezai işlemler uygulanacaktır.
