top of page

Mal Rejimi Tasfiyesi Davalarında Şirket Tüzel Kişiliği Ve İhtiyati Tedbirin Sınırları

  • Yazarın fotoğrafı: Av. Celal Ferit DEMİRKIRAN
    Av. Celal Ferit DEMİRKIRAN
  • 26 Kas 2025
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 28 Kas 2025


Alacağın Hukuki Niteliği

Türk Medeni Kanunu’nun aile hukukuna ilişkin düzenlemeleri uyarınca, evlilik birliğinin sona ermesiyle gündeme gelen mal rejiminin tasfiyesi, eşler arasında şahsi nitelikte bir alacak borç ilişkisi doğurur. Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı veya değer artış payı alacağı, eşe, diğer eşin malvarlığı üzerinde ayni bir hak (mülkiyet hakkı) sağlamaz. Bu hak, yasadan kaynaklanan ve tasfiye sonunda hesaplanacak parasal değeri talep etme yetkisi veren şahsi bir alacak hakkıdır. Dolayısıyla alacaklı eş, malvarlığı unsurlarının bizzat kendisine verilmesini değil, bunların parasal karşılığının ödenmesini talep edebilir.


Şirket Tüzel Kişiliği ve "Üçüncü Kişi" Kavramı

Tasfiye sürecinin en karmaşık boyutu, borçlu eşin bir sermaye şirketine (Limited veya Anonim Şirket) ortak olması durumunda ortaya çıkmaktadır. Hukuk sistemimizde sermaye şirketleri, kendisini kuran ortaklardan tamamen bağımsız, ayrı bir tüzel kişiliğe ve malvarlığına sahiptir. Şirketin malvarlığı ile ortakların şahsi malvarlığı hukuk düzeninde kesin çizgilerle birbirinden ayrılmıştır.

Mal rejimi davası, niteliği gereği eşler arasında görülen bir davadır. Davalı eşin ortağı olduğu şirket ise bu davanın tarafı olmadığı gibi, davanın tarafları açısından hukuken "üçüncü kişi" konumundadır. Bu ayrım, alacaklı eşin talep edebileceği ihtiyati tedbirlerin kapsamını belirleyen temel kriteri oluşturmaktadır.


Şirket Malvarlığına Yönelik Tedbir Taleplerinin Hukuki Durumu

Uygulamada alacaklı eşler, alacaklarını güvence altına almak saikiyle, davalı eşin ortağı olduğu şirketin aktifinde kayıtlı taşınmazlara, araçlara veya banka hesaplarına ihtiyati tedbir konulmasını talep edebilmektedir. Ancak bu talep, Türk Ticaret Kanunu’nun temel prensipleriyle örtüşmemektedir.

Şirketin malvarlığı, şirketin ticari faaliyetlerini sürdürebilmesi, ticari borçlarını ödeyebilmesi ve ekonomik varlığını koruyabilmesi için şirketin mülkiyetindedir. Ortağın (eşin) şahsi borcu nedeniyle, borçlu ile hukuki bir bağı bulunmayan ve ayrı bir hukuk süjesi olan şirketin malvarlığına tedbir konulması, tüzel kişilik perdesinin haksız yere aralanması anlamına gelir. Şirketin banka hesaplarına veya araçlarına konulacak bir tedbir, şirketin ticari faaliyetlerini durma noktasına getirebileceğinden, bu durum orantılılık ilkesine de aykırılık teşkil eder.


Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Alacaklının İmkanları

Konunun yasal dayanağı incelendiğinde, Türk Ticaret Kanunu’nun 133. maddesi, bir ortağın kişisel alacaklılarının hangi değerlere başvurabileceğini açıkça düzenlemiştir. Kanun koyucu, sermaye şirketlerinde ortakların kişisel alacaklılarının, alacaklarını ancak ortağın şahsi mallarından ve şirketteki kar payından (şirketin tasfiyesi halinde ise tasfiye payından) alabileceklerini hükme bağlamıştır.

Bu yasal çerçeve ışığında, mal rejiminin tasfiyesinde "edinilmiş mal" olarak kabul edilmesi gereken değer, şirketin kendisi veya şirketin mülkiyetindeki fiziki varlıklar değildir. Tasfiyeye konu olan iktisadi değer, davalı eşin o şirketteki "hisse değeri" ve bu hisseden kaynaklanan malvarlıksal haklardır. Dolayısıyla, mahkemelerce verilecek bir ihtiyati tedbir kararının muhatabı şirketin tüzel kişiliği değil, doğrudan davalı eşin malvarlığı olmalıdır.


Sonuç

Hukukumuzdaki mal rejimi ve ticaret hukuku prensipleri bir arada değerlendirildiğinde, eşlerden birinin şirket ortağı olması, diğer eşe şirketin malvarlığı üzerinde doğrudan bir tasarruf yetkisi vermez. Alacaklı eşin haklarının korunması, şirketin ticari bütünlüğüne müdahale ederek değil; davalı eşin şirketteki "payının" (hissesinin) üçüncü kişilere devrinin önlenmesi veya bu paya düşecek kar payı üzerine tedbir uygulanması suretiyle sağlanmalıdır. Bu yöntem, hem alacaklı eşin alacağına kavuşmasını güvence altına alır hem de ticari hayatın güvenliğini ve şirket tüzel kişiliğinin bağımsızlığını korur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/49, K. 2025/923, T. 04.02.2025 Sayılı Kararı

'' Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davalarında tasfiye konusu malın davalı eşin şirket hissesi ve ortak olan davalının hisseye bağlı mal varlıksal nitelikteki hakları olduğu ve mal rejiminin tasfiyesi isteğinde bulunan eşe ya da mirasçılarına tanınan şahsi alacaktan öncelikle davalı eşin sorumlu olduğu, davalı eşin hisse sahibi olduğu şirketin ayrı tüzel kişiliği olup üçüncü kişi konumunda olduğu anlaşılmakla, ayrıca şirket adına kayıtlı mal varlığına ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğine..."

UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Celal Ferit DEMİRKIRAN’a aittir. İçerikler, hak sahipliğinin geçerliliği için elektronik imzalı zaman damgası ile kaydedilmiştir. Sitemizdeki yazıların, izinsiz olarak başka platformlarda kopyalanması veya özetlenerek yayınlanması halinde yasal ve cezai işlemler uygulanacaktır.

bottom of page